Bir Şölen Düşün Ankara'da
6/5/2009 -Kategori: fakir ve ruznamesi
Bir şölen düşünün hem siyasi değil hem de Ankara'da. 9 Mayıs günü Kocatepe Kültür Merkezinde Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği(TÜGED) ve Genç Dergi'nin gönül birliğiyle bir gençlik şöleni düzenlenecek. Şölende Düş Sokağı Sakini Murat Çelik sahne alacak, bunun yanında Son İstasyon isimli tiyatro oyunu sergilenecek ve sürpriz etkinlikler de yer alacak.
Lütfi Arslan'ı ve Bülent Akyürek'i de o akşam dinlemek mümkün olabilecek. Hem üniversiteli hem liseli hem de çalışan tüm gençleri kapsayan bu şölen, Ankara'da son yıllarda görülmemiş özgünlükte olacağa benziyor.
TÜGED
Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği(TÜGED) özellikle kimsesiz ve hasta çocuklara gönüllü öğretmenlik hizmeti sunan, huzurevlerine, hastanelere ziyaretlerde yürütücülük faaliyetleri üstlenen gönüllülerin kurduğu bir dernek. Şölen sayesinde gönüllülük esaslı bu kaynaşma daha canlı bir boyut kazanacak.
GENÇ DERGİ
Genç Dergi ise 3 yıldır yayın hayatını sürdüren, medya akademileri, gençlik akademileri, sosyal sorumluluk faaliyetleri gibi birçok alanda gönüllü yer alarak post modernizmin gençlik üzerinde açtığı yaraları kapatma noktasında çaba sarf eden bir dergi.
9 Mayıs Cumartesi günü Kocatepe Kültür Merkezinde Saat:14.00te şölenimizde buluşalım.
Sami Yaylalı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir Şölen Düşün Ankara'da
6/5/2009 -Kategori: fakir ve ruznamesi
Bir şölen düşünün hem siyasi değil hem de Ankara'da. 9 Mayıs günü Kocatepe Kültür Merkezinde Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği(TÜGED) ve Genç Dergi'nin gönül birliğiyle bir gençlik şöleni düzenlenecek. Şölende Düş Sokağı Sakini Murat Çelik sahne alacak, bunun yanında Son İstasyon isimli tiyatro oyunu sergilenecek ve sürpriz etkinlikler de yer alacak.
Lütfi Arslan'ı ve Bülent Akyürek'i de o akşam dinlemek mümkün olabilecek. Hem üniversiteli hem liseli hem de çalışan tüm gençleri kapsayan bu şölen, Ankara'da son yıllarda görülmemiş özgünlükte olacağa benziyor.
TÜGED
Türkiye Gönüllü Eğitimciler Derneği(TÜGED) özellikle kimsesiz ve hasta çocuklara gönüllü öğretmenlik hizmeti sunan, huzurevlerine, hastanelere ziyaretlerde yürütücülük faaliyetleri üstlenen gönüllülerin kurduğu bir dernek. Şölen sayesinde gönüllülük esaslı bu kaynaşma daha canlı bir boyut kazanacak.
GENÇ DERGİ
Genç Dergi ise 3 yıldır yayın hayatını sürdüren, medya akademileri, gençlik akademileri, sosyal sorumluluk faaliyetleri gibi birçok alanda gönüllü yer alarak post modernizmin gençlik üzerinde açtığı yaraları kapatma noktasında çaba sarf eden bir dergi.
9 Mayıs Cumartesi günü Kocatepe Kültür Merkezinde Saat:14.00te şölenimizde buluşalım.
Sami Yaylalı
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bilge Köyünden Başbağlara
6/5/2009 -Kategori: fakir ve ruznamesi
BAŞBAĞLAR'A AĞIT
6 Temmuz 1993 günü Konya'da doksan yaşındaki kör ninemin yanı başında oyun oynuyordum, radyoda o acı haber duyuruldu. 5 Temmuz 1993 akşamı Erzincan'ın Başbağlar köyünde otuz üç kişi kurşuna dizilmişti, hem de suçsuz günahsız otuz üç kişi.
Doksan yaşındaki kör ninem haberi duyduğu an hasta olarak yattığı yatağından kendini yere attı. Ah ben olaydım, Ah ben öleydim diye ağıt yakmaya başladı. “Doksan yaşındayım, körüm, ne kendime ne de kimseye faydam var, onları değil beni kurşunlasalardı zalimler” diye günlerce ağladı.
Ninemin gözyaşları ağıtları devam ediyordu ama o ilk acı haberi veren radyolar bile çoktan unutmuştu olayı. Bugüne gelindiğinde görülüyor ki ne olayı yapanlardan bir kişiye hak ettiği cezası verilebilmiş, ne de o otuz üç kişinin katliamı hafızalarda tutulabilmişti…
BİLGE KÖYÜNE AĞIT
Dün televizyonlarda radyolarda internet sayfalarında, bugün gazetelerde dergilerde Mardin'in Mazıdağı ilçesinin Bilge Köyünde gerçekleştirilen katliam kırk kişiyi ve üç tane de anne karnındaki doğmamış yavruyu götürdü. Bunun hiçbir dilde, hiçbir dinde mantıklı açıklaması olamaz.
Bunu yapanlar her hangi bir örgüte bağlı olmayabilirler, daha önce benzer bir faaliyetleri de olmayabilir fakat bu yaptıkları terördür. Bunlara hak ettikleri cezayı verememek de bir devlet olarak ayıptır.

Tıpkı Başbağlar'daki katliamın zanlılarının hala yakalanamamış olması ayıbı gibi bugün de bu katliamı gerçekleştirenlere (yakalanacaklar/yakalandılar) hak ettikleri cezayı veremeyecek yasalarımızın olması ne kadar acı.
Bugün millet olarak bu acıyı yaşamalıyız, yaşamadığımız takdirde benzerlerini tekrar tekrar izleriz. Bu acıyı kendi annemiz babamız ölmüş gibi, kendi kardeşimiz bacımız ölmüş gibi yaşamalıyız ve çocuklarımızın hafızalarına kazımalıyız.
Biz asırlar boyunca sözlü kültürle beslenmiş bir medeniyetin evlatları olarak bu olayın ağıtını yakmalıyız, mümkünse herkese ezberletmeliyiz.
Başbağlar'ın ağıtını Mesut Çakmak nasıl da insani bir sorumlulukla yakmıştı, bunu dinleyen bir insan bu katliamı işleyebilir mi?!
Duyarlılıklarımızı yükseltmeliyiz, sorumluluklarımızı...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bas Gaza Baas* Gazza
18/3/2009 -Kategori: fakir ve ruznamesi
Naci En Palestina/Ben Filistin’de doğdum Amel Mahtlouthi Bir Islık duydun mu? Çık sokağa, yumruğunu göster cihana. Bir yumruk, bir avuç adam, bir rüya, bir dua ve Allah bir. Kutupların kalktığı, yuvarlaklaşan(küreselleşen) dünyada apolitize edilen milletleri ayağa kaldırmak adına bir ıslık duyduğunda korkma! Silkin kendine gel ve çık sokağa. Görsel eğitim cdlerle, internet aracılığıyla, paralı derslerle olmaz sokakta yaşadığını kazır insan kafasına. Sokaktan gelecek ıslığın frekansı mühim değil ve ıslık seni yakalamak kaygısında değil sen onu yakalamak kaygısında ol. Namazda gözün olduğu kadar, bu ıslıkta da kulağın olsun. Hayır, sadece dünyanın herhangi bir yerinde ölen, öldürülen, işkenceye zulme tecavüze soykırıma uğrayan kardeşin için değil. Başta kendin için, çocukların için, komşun için, devletin, bayrağın, dinin, namusun için. Islığı her nerede duydunsa durma. Derstesindir, iştesindir, güreştesindir, güneştesindir mühim değil. Duyar duymaz fırla sokağa. Poşu, bayrak vesaire bulmak zorunluluğun yok. Mustafa Kutlu’nun son hikâyesindeki gibi huzursuz bacaklara kollara kafaya sahip olmak seni yeterince eylemci bir karaktere büründürüyor zaten. Memlekette şurada burada her hangi bir bela musallat olduğunda vücudumuz titriyorsa korkulacak bir durum yok demektir. Çünkü biz hala önemli değerlere sahibizdir. Nankör değiliz Oscar Wilde’nin dediği gibi her şeyin fiyatını bilip değerini bilmeyen nankörlerden değiliz yani. Hanzala gibi olmalıyız diyorum hepimize. Hanzala(r.a.), meleklerin guslettiği sahabe(Bu isimlendirme G.G.Marquez’in hikaye isimleri gibi dursa da bize aittir.).Evlendiği günün sabahında cihad çağrısını duyar duymaz kılıcını kapıp sokağa fırlar ve o cihadda şehid olur.Peygamberimizin(s.a.v.) cihad çağrısına Hanzala(r.a.)’nın bir an bile düşünmeden katılmasının akabinde peygamberimiz (s.a.v.) göğe bakarak“Hanzala’nın şehid olduğunu ve kendisini Meleklerin guslettiğini söyler.” İşte ıslığa karşı duyarlılığın en güzel örneklerinden biri. Bugün bir ıslık duyulmaya başlandı bile. Haftalardır İsrail zulmü altındaki Gazze’deki kardeşlerin feryatları maalesef bize ıslık kadar hafif geliyor. Olsun buna da duyarlı olmamız lazım. Hemen meydanlara doluşmak lazım. Evet, Cuma çıkışlarında hafta sonları miting meydanlarında bağırmaktan bahsediyorum. Bazılarımız “Ya bağırıp çağırınca ne olacak, ne geçecek Gazze mi kurtulacak, Müslümanlara yardım mı ulaşacak” gibi bu tür faaliyetleri de küçümser tavırlar sergileyebilirler. Asıl biz onları küçümsüyoruz. Çünkü bugün yaptığınız her eylemde az da olsa öz de olsa dünya medyasında yer alıyorsunuz. Bir Japon turistin fotoğraflarında yer alıyorsunuz. Ve adam “Yahu bu Türklere ne oluyor Araplar bu kadar tepki göstermezken “ diyebiliyor. Fakat bir şeyi bilmiyor bir şeyi hiç öğrenmemiş, bir şeyi hiç hatırlamıyor. O bir şey şudur ki biz Müslüman’ız. Ve tüm Müslümanların yanında olmalıyız. Milleti, mezhebi, tarikatı, bayrağı bizi bağlamaz. Biz kardeşimizin hakkını dünyaya karşı savunuyoruz. Ve dahası daha düne kadar o topraklar Osmanlı toprağıydı. Ve biz Osmanlı veliahdıyız. Anadolunun çocuklarıyız. Her Anne gibi Anadolu insanı da merhametlidir. Asla zulme göz yumamaz, zalimlere ortak olamaz. Bu eylemler, bu mitingler, bu yürüyüşler yukarda da belirttiğim üzere müthiş bir eğitim biçimidir. Halkın kendi kendini eğitmesidir. Oğluyla Mcdonalds’da bir cumartesi günü hamburger yerken binlerce kişi tarafından yuhlanan adama hangi kitap hangi yazı öğretebilir bu bir anda oğluyla birlikte düştüğü durumda edindiği bilgiyi. Bir daha gönül rahatlığıyla gidebilir mi oraya ya da oğlu her hamburger yiyişinde hatırlamaz mı o yuh seslerini ıslıkları. Ve o dükkândaki garsonlar kimin elinden para kazandıklarını içlerinden de olsa muhasebe etmeye yeniden girişmezler mi? Ya sevgilisiyle baş başa içerken binlerce kişi tarafından yuhlanınca tüm delikanlılığını tüm imajını yitiren gence ne demeli? Hiç aklından geçer miydi yakışıklı ve izbandut haliyle tam da “bas gaza aşkım bas gaza” şarkısını dinlerken böyle bir duruma düşeceği hele sevdiği kızın önünde ve sevgililer günü de çok yaklaşmışken. Peki ya o kıza ne demeli? Anasından babasından sakına sakına gittiği buluşmada hiç ummadığı bir şekilde o karıştığı kalabalık, düştükleri vaziyeti başlarına kalkınca bunu hiç unutabilir mi? Yürüyüşe katılmasınlar diye dersanelerin yürüyüş saatine koydukları sınava giren öğrencilerin dışarıdaki ağabeylerinin uzaktada olsa bi yerdeki Müslümanlara yapılan zulmü protesto etmelerine ortak olmak için sınavda kalem kırıp dışarı çıkmaları kadar güzel bir örnek var mıdır yürüyüşlerin mitinglerin faydasına örnek teşkil edecek. Senin okullarda, dersanelerde, kitaplarda 12 yıl boyunca yarım yamalak da olsa vermeye çalıştığın bilinci böyle bir olayla bir saniye de alan gençlikten haberin var mı? Bugün o gündür. Osmanlı’nın veliahdını test etme günüdür. Bugün Anadolu insanını test etme günüdür. Gazze’dekilerin sadece kendilerini değil İstanbulu Ankara’yı savunduğunun bilincinde olma günüdür. Yarın zülum kapımıza dayandığında milletin ne yapıp ne yapmayacağını görme günüdür. Hala acemiyiz, kendi ürettiğimiz sloganlarımız yok, böylesine önemli bir konuyu savunurken bile başkalarının sloganlarını kullanıyoruz. Ama olsun biz zaten düşmanın silahıyla da silahlanırız. Ve bugün. Hamas’ın siyasi birim başkanı Halid Meşal’in sözleri nasıl da bize gurur veriyor. “Siz Türkiye Türkleri bize Osmanlı’yı hatırlatıyorsunuz hepiniz 3. Abdülhamit gibisiniz” Bu sözleri duyunca insan ne yapmalıdır? Mustafa Kutlu’nun huzursuz bacağına ilk yorumu yapanlardan biri olan Sibel Eraslan’ın “ Huzursuz Bacak tüm mahallenin çocuklarını sokağa çağıran bir ıslık gibi” yorumuna uygun Halid Meşal’in bu sözleri. Evet biz de 3. Abdülhamitlik varsa sokağa çıkmalı öfkemizi kusmalıyız. Kimseye ve kendimize zarar vermeden. Psikolojik baskı adına. Milli eğitimimiz adına. Tevhidin tedrisatı adına. Ve tabi he-man gibi “Gölgelerin gücü adına.” Bugün biz 2.Abdülhamit’i çok iyi okumalıyız neyi niye yaptığımızı bilmek adına. Bugün biz İbni Haldun’u okumalıyız nereyi niye savunduğumuzu bilmek adına. Ve biz bugün Şeyh Ahmet Yasin’i, Naci El Ali’yi, Derviş Mahmut’u, Abdülkerim Kahlut’u, Ahmet El kesif’i, Dr. Muhammet Şakir’i, Şeyh Ahmet Temimi’yi, Adnan Ali Rıza Nehavi’yi çok iyi öğrenmeliyiz.Peki tüm ıslıklara kulak verdikten sonra? Bir Çığlık(ıslık değil çığlık, sayhaten vahideten) duyulacak ve söndürülecekler. Ebedi ateşlerine döndürülecekler. O ağaçlar onları ihbar edecek. Bunu yapmaya bizim gücümüz yetmez lakin bizi yaratanın gücü her şeye yeter. *Kurtuluş,diriliş,yeniden doğuş anlamında.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
21.Yüzyılda GENÇlik Söyleşisi
6/5/2008 -Kategori: fakir ve ruznamesi
Genç dergi editörü Mehmet Lütfi Arslan ve Cafcaf dergisi editörü Asım Gültekin ile 21.yüzyıl gençleri üzerine bir söyleşi.
21.yüzyılda genç olmanın tüm yükünü sırtına yüklenmiş gençleri 10 Mayıs 2008 günü Adnan Ötüken Kütüphanesi'nde aramızda görmek isteriz.
Yorum (9) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yazarlar Birliği Kongresi ve Alacalı A.Ş.
15/4/2008 -Kategori: fakir ve ruznamesi

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
EĞLENCE KÜLTÜRÜMÜZ
14/4/2008 -Kategori: fakir ve ruznamesi

Uzaklardan sesler yaklaşıyor. İki toz bulutu adeta ufku bölüyor, ufku şekillendiriyor. Cirit oynayan iki Türk çocuğu, atalarının ta Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar at üstünde getirdiği belki de yarı küreselleştirdiği faaliyeti icra ediyor. Çöğen ve ciridi Hun imparatorluğundan beri oynuyor Türk milleti. Oynarken sadece oyalanmıyor. Savaşmayı, adeta hayatta kalmayı öğreniyor ve öğretiyor bir sonraki nesle. Nesil demişken bize geçmişimiz hakkındaki bilgilerin tamamına yakınını bulabildiğimiz tek kaynak Divan-ı Lügati’t-Türk’te Türklere hoşça vakit geçirten bir çok sözcük yer alıyor. Tüm bu sözcükler bizim eğlence kültürümüzün yapı taşları gibi. Alanlarına göre birkaçını sıralayabiliriz.
Oyunlardan: Boynuz, Salıncak, Aşık, Köçürme, Ondört, Tepük, Ceviz, Çelik-Çomak, Kuzurcuk, İtiş, Karaguni
Kutlamalardan: Oğul Toyu, Kız Toyu, Beşik Toyu, Ad Verme, Galpak Toyu, Diş Çıkarma, Sünnet, Okula Başlama, Askere Gitme ve Dönme, Gelin Toyu;
Yarış ve Sportif Faaliyetlerden: At Yarışları, Güreş, Çevgan, Yuvmak, İlişdi, Ok Atma ve yay kurma müsabakaları
Düğünler ve Bayramlardan: Yağmalı Toy, Küden, Bıçış, Halay, Mendiri, Er Yıpladı, Yalnğu, Ziyafetler: Süçik, Ketsem, Şenbuy, Suğdıç, Süçrük
Belki hepsini bilmiyoruzdur bu kelimelerin ama bunların büyük bir kısmı hala Anadolu’nun çeşitli yerlerinde talep bulmaktadır. Adları her yerde aynı olmasa bile temeli bunlardır. Bu eğlenceler üretildiği dönemlerde asla devlet eliyle yönlendirilen eğlenceler değildi. Halk özümüzdür, âdetimizdir diyerek bağlı kalmış ve sahip çıkmıştır. Osmanlı’ya gelindiğinde son haddine ulaşan coğrafyamızda, bu tip faaliyetlerin paylaşımını artırmak ve yaymak için eğlence hayatını yönlendiren resmi ve sivil kuruluşlar da kurulmuştu. Eğlencehane-i Osmanî Kumpanyası, Handehane-i Osmanlı Kumpanyası, Meserrethane-i Osmani Kumpanyası, Temaşahane-i Osmanlı Kumpanyası vb. organizasyonlarda profesyonel oyun ve eğlenceler düzenlenmekteydi.
Lakin Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki kargaşa ortamı,dış güçlerin her şeyi endüstri haline getirme çabası, asırlara boyun eğmeyen kültürlerin böl-parçala-yut ana fikriyle sömürülmesi, savaşmaktan eğlenmeye vakit kalmaması gibi nedenlerle bu kültürün topal kalmasına sebep olmuştur.
Türkiye’mizin kuruluş yıllarından 1960’lı yıllara kadar gelinen süreçte yeni düzenlemelerin ve değişimin fırsat verdiği ölçüde geleneğine bağlı kalan milletimiz dünya iletişim teknolojisinin kazandığı ivmenin sonuçlarına bundan sonra daha çok katlanmak zorunda kalacaktı. Gazete, radyo derken televizyonun yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlaması komşunun akrabanın cazibesini içten içe çökertmeye başlayacak ve ekranlı kutular başköşeye kurulacaktı.
1980’lerde ülkemizde gerçekleştirilen darbe, her ne kadar ülkeyi en az on yıl geriye götürse de dünyadaki gelişmelerin daha hızlı bir şekilde içeriye yansımasına engel olamayacaktı. Özel televizyon kanallarının kurulmaya başlanmasıyla dördüncü kuvvetin eli güçlenmeye başlıyordu. Eylemler, müzikler, filmler sol dünya görüşünün güçlü enstrümanlarıyken dünyaya sağdan bakanlar da kendilerine özgün eylemler, müzikler, filmler üretmeye bu dönemde başlıyordu. Bunlar oluşan yeni kültürün temelleriydi. Milletimiz eski heyecanını arayacak ve bu heyecanı muasır dünyanın sunduklarıyla harmanlanmaya başlayacaktı.
Televizyon en büyük zaferini 1990’lı yıllarda kazandı. Televizyon çocukları, yayınlanan programlar ve uluslararası kanal skalasıyla doymuştu. Bu çocuklar, evrensel kültürü kendi kültürleri halinde belleklerine tercüme etmeye başlamışlardı.1990’lı yılların sonlarına doğru bilgisayarların ve internetin oluşturduğu sanal ortam, televizyonun pabucunu dama atacaktır. Bu gücü de şüphesiz daha fazla seçme hakkı vererek elde edecektir.
1990’ların sonunda başlayan siyasi ve ekonomik krizler ile başörtüsü ve İmam Hatip liseleri gibi yasakların yeniden piyasaya sürülmesi, toplumumuzun büyük bir kısmının artık eğlenecek çok fazla bir yanının kalmadığını göstermekteydi. Artık mitinglerde boykotlarda gözyaşı daha yoğundu. Hep bir umut ile yasaklar lanetlendi ve her şeyin yeniden düzenleneceği inancı hep durdu içerlerde.
Gözyaşı, slogan, yürüyüşler. Diyeceksiniz ki eğlenmek ile ne alakası var bunların?Eğlenmekle değil eğlenememekle alakası var. İnsan özgür olduğunu hissettiği zamanlarda eğlenebilir.O günlerde özgür değildik belki bu günlerde de tam özgür değiliz benzer konularda.
Ama 1990’ların sonunda gittikçe azalan umutlar milenyumdan buyana günümüze kadar giderek artan bir umutla yer değiştirmeye başladı. Ve şüphesiz ikinci bir etken de yasakların geldiği yılları hatırlamayan nesil, öss kapılarına dayandı. Şüphesiz içlerimizden mutant kimlikler çıkacaktı. Çünkü yasağın ne olduğunu neyi savunduğunu bilmediği için bu yasağa katlanmak zorunda olanlar oldu. Üniversiteyi kazanmış olduğu halde üniversiteye gidemeyen insanlar bahar şenliklerini göremezken onlardan şenlikler düzenlemesini beklemek yanlış olurdu.
Mutant kimlikler demiştik içi boş kalmasın. Konserlerde alnına sevdiği şarkıcının adının yazdığı bantı sararak göbek atan başörtülüyü mü bu kategoriye almalı, üniversite sınavını kazandığı için Reina’yı Laila’yı arkadaşlarıyla kendilerine kapatıp oralarda alkol kullanmadığını söyleyerek ertesi gün umreye gidenleri mi bu kategoriye almalı?Hangisini alırsak alalım, buna biraz empatiyle yaklaşarak onları da içimize alacak bir çember oluşturmalı ve gülerken de ağlarken de tek saf olabileceğimizi gösterebilmeliyiz.Unutmamak gerekir ki başına bant bağlayanlar daha önce miting meydanlarındaydı orada öğrenmişti başına savunduğu şeyin adını yazmayı. Bunu gittiği konserde de yapabileceğini düşünmesi çok zor bir hamle değil.Diğeri alkolün haram olduğunu öğrenmiş durumda bir kardeşimiz; ama alkolün adeta çay gibi midelere indirildiği bir ortamda bulunmanın zararı olmadığını düşündüğü için orada kalması tesadüf değil.
Milenyumun sonrasındayız ekonomik gelişmeler olumlu yönde, hak ve özgürlükler yavaş yavaş artırılmaya başlanmış. Osmanlı’daki gibi kendi eğlence kültürümüzü düzenleyecek kurumlarımız tam anlamıyla yok belki. Fakat yaygınlaşan kültür merkezlerinde tiyatrolar, konserler, çeşitli faaliyetler düzenlenmeye başlanmış durumda. Her evde televizyonun yakınlarında birer bilgisayar bulunmakta. Televizyon kanalları arasında dini hassasiyetler taşıyarak yayın yapan kanallar da kurulmuş. İnternette aynı hissiyatı paylaşan binlerce site, portal, grup bulunmakta.Yani düşmanın silahıyla silahlanmak kabilinden çalışmalar var.
Evet, uzaklardan sesler geliyor, bu kez ufku bölen toz bulutları yok. Ufku bölecek havai fişekler de olabilirdi ama çok havai olmaya da gerek yok. Sesler gittikçe yaklaşmıyor, biz seslere yaklaşıyoruz.2008 deyiz eğlence bizim bizzat gayemiz değil, o bizim başka bir yerdeki kardeşimizle kardeşliğimizi pekiştirmek için bir araç. Biz de kardeşlerimiz de dünyanın zevk ve eğlenceden ibaret olduğunun farkında. Bir işten başka bir işe koşuyoruz mutluluğumuz da üzüntümüz de bir.
Sami Yaylalı(ilk kez Genç Dergide yayınlanmıştır)
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yıkılsın kıraathaneler açılsın kitapkafeler
1/4/2008 -Kategori: fakir ve ruznamesi
Orman değiliz artık milliparkız (İsmet Özel, M. F. Ö.)
Nun kitapkafe Konya’da çok merkezi bir yerde. Girişinde dikkatinizi çekmemesi imkânsız olan bir şey var. Malik El Şahbaz(Malcolm x) resmi ve sözleri. Nun, Mekan’a göre kitap konusunda daha zengin. Kitaplıklarında birçok yazarın külliyatı var. Gelenlerin sayısı da çok fazla. Sezai Karakoç okuyan, İsmet Özel’in düşüncelerini tartışan gençlerle dolup taşıyor Nun kitapkafe. Nun’da da söyleşilerin düzenlendiğini duydum ancak henüz hiçbirine katılabilmiş değilim. Konya’da önemli yazarlar var; İbrahim Demirci, Mehmet ve Abdullah Harmancı, Mustafa Özçelik… Onların da böyle yerlere uğradığını arada duyuyorum.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Pek Yakında...
1/3/2008 -Kategori: fakir ve ruznamesi

Bir yol düşünün ışıklı mışıklı... Ama bir yol çamura batsa da bir yol... Asla değerini kaybetmeyecek bir yol... yol içinde bir yol...Pek yakında bu yola yönlendirileceksiniz...
Şimdiden gezmeye başlayabilirsiniz...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı



